Foto Muhabiri
Sansür

Bu siteyi, güncel internet tarayıcıları ile en iyi şekilde görüntüleyebilmek için
Internet Explorer'ı, size uygun çözünürlüğe ayarlayarak kullanınız.
gazetecilikhayalim@gmail.com

Sansür

Sansür, çeşitli kavramların çeşitli yollarla kontrol altına alınmasıdır. Genelde hükûmet tarafından uygulanır. En somut amacı toplumu korumak ve devletin üzerinde kontrol sağlayacağı şekilde geliştirmektir. Genellikle toplumu etkileyen durumlarda / eylemlerde uygulanır ve ifâde özgürlüğünü bastırma amacı güdebilir. Ayrıca, sansür, toplu iletişimden kimi düşünceleri ve konseptleri çıkarma yoluyla algıyı kontrol etme eylemi olarak da nitelendirilebilir. Sansüre uğrayan şeyler tek bir kelimeden başlı başına bir kavrama kadar değişebilir ve değer sisteminden, ahlâkî yargılardan etkilenebilir.


Sansüre Karşı

Herkes gibi ben de dedeme hasretle doluyum. Vefatına değin, âmâlığı dışında ciddi bir rahatsızlığı olmamıştı. Buna rağmen, diğer insanlar gibi yaşamını tek başına idame etme yeteneğine haizdi. Hatta bazılarının eline hiç yakışmayan çekiç ve çivi ile, çok rahat bir şekilde basit onarımları bile tamamlardı. Çocuk yaşta olmama karşın, hiçbir zaman dedemi siyah bir şeridin mahkûm ettiğine inanmadım. Zira dedem, hepimizden sağlıklı ve yapmak istediğini muhakkak başaran bir kuvvetle karşımda durmaktaydı. Siyah şerit onu mahkûm değil hâkim kılmıştı…

Cleisthenes'in M.Ö. 508 yılında Antik Yunanistan'da ilkel demokrasi tohumlarını atmasının üzerinden 2519 yıl geçmiştir. Fakat bu süreçten beri demokrasi, halkın iktidarı olarak benimsenmemiştir. Düşünebilen düşünürler: "İyi bir monarşi, kötü bir demokrasiden iyidir" diyebilmişlerdir. Gerçek de budur ki, günümüzde dahi halklar kendini yönetemeyecek kitleler olarak görülüp, onların üzerine totaliter rejimler icra edilmektedir. Totaliterliği bir kenara bırakacak olursak, demokrasilerde de gizli bir kontrol, dizginleme mekanizması vardır. Bahsettiğimiz bu denetleme, tabii olarak var olması gereken sosyal güvenlik hususundan ayrı bir mecradır. Bu noktaya gelecek olursak, halkın isteği dışında etkin güçler tarafından önceden denetlemeler bilgiye ulaşımı oldukça güçleştirmektedir. Fakat, engelleyememektedir. Sansür de bu denetim mekanizmalarından biridir. Okuma düzeyinin yeterli olmadığı ülkemizde, bir de okumaya karşı böyle propaganda gerçekleştirilmesi içler acısıdır. Elbette ki, sadece ülkemizde değil, demokrasi beşiği diye adlandırılan Avrupa ve Amerika ülkelerinde de durum böyledir.

Bir gerçek vardır ki, bir şey ne kadar gizlenirse, o kadar merak edilir, okunmak istenir. Bu, doğal bir sonuçtur. Fakat bir de panoramanın, daha da içler acısı bir sorunu vardır; akademik çalışmalar için başvurulan kaynakların sansürlenmesi… Böylece merak gereği değil, bilim için yapılacak bir çalışmanın engellenmesi, daha doğrusu yavaşlatılması meydana gelmektedir.

Osmanlı Devleti'nin son on yılı ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk on yılı tarihimizin en hareketli safhalarındandır. Yazımızda, bu dönemlerin tanığı olan İngiliz subayı Harold C. Armstrong'un yazmış olduğu eserlerin sakıncalı görülerek sansürlenmesi konusuna değineceğiz. Yazar, I. Dünya Savaşı'nın başlarında Kut'ül-Amare'de askerlerimize esir düşmüştür. Esirler karargâhımız olan Afyonkarahisar'a, Anadolu'nun birçok şehrinden geçirilerek getirildiğinden Türk halkını tanımaya çalışmış ve belki de esirliğinden dolayı Türklere karşı kin duymaya başlamıştır. Daha sonraları, Osmanlı'yı yenen Müttefiklerin Genelkurmay Başkanlığı'nda görev alarak İstanbul'a dönmüştür. Bu sefer mağlup değil, galiptir. Türkiye, Türk insanı ve Atatürk hakkında kitaplar kaleme almıştır. Bunlar arasında en çok tanınan eseri, Mustafa Kemal Atatürk hayattayken yazmış olduğu Bozkurt adlı biyografi kitabıdır. Fakat bu kitabın, yazıldığı yıldan bugüne değin Türk okuyucuları tarafından okunması istenmemiştir. Armstrong, kitabında ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e diktatör edasıyla rol biçip, sorgulaması imkansız olaylardan bahsetmekteydi. Bunların içinde Atatürk'e hakaret eden satırlar olduğu gibi, Türk milletini de aşağılayan kısımlar vardı. Kitap piyasaya çıktığında hükümet tarafından yurda sokulması yasaklanmış, daha sonra bizzat Atatürk tarafından okunmuş ve Kılıç Ali'nin bahsettiği bir anekdot  ile okunmasına müsaade etmiştir. Aradan geçen on yıllardan sonra kitap Türkçeye tercüme edildi, fakat bu sefer de sansür engeline takıldı. Mahkeme kararıyla bazı satırların üzerine siyah şerit çekildi.

Yazarın 1923 yılına kadar ki Türkiye gözlemlerini aktardığı Türkiye Nasıl Doğdu adlı kitabında ise bir otosansür mevcuttur. Denilir ki, sansürlerin en tehlikelisidir otosansür… Kitabın 1928 yılındaki ilk Türkçe baskısındaki takdim kısmında, şöyle deniyor: "… Yeni Türkiye'nin nasıl doğduğunu ve bu muazzam olayın ortaya çıkışı sırasında yazarın gördüğü ve içine karıştığı olayları anlatan bu eseri kitap halinde yayınlamaktan amaç, tarihe hizmettir. Eserin konusuyla çok ilişkili olmayan bazı ayrıntılar, çeviren tarafından çıkarılmıştır." Kitabın bölümlerinden birinde ise, iki paragraf arasına konulmuş başka otosansüre yer veriyorum: "[Burada çok küstahça ve saldırgan birkaç satırı çıkardık]"

Akıllara şu soru gelebilir, çok mu gerekli, hakaretleri duymak, yahut okumak… Edeb yâ hû! Çok yönlü düşünemedikten sonra, hükümet yahut yayınevlerinin uyguladıkları sansür ne kadar amacına ulaşır. Biz, zaten liderimize üç bin yıllık geçmişimizden gelen bir sevgi ile bağlıyız. Bunu bozmayı kimse başaramaz.

Armstrong'u iyi incelersek, su götürmez bir gerçekle karşılaşırız. O da, bu İngiliz'in, Türkleri ve Türkiye'yi zamanla çok iyi gözlemlediği ve tanıdığı gerçeğidir. Gerek Bozkurt'ta, gerekse Türkiye Nasıl Doğdu'da, bunun birçok örneğini görebiliriz. Yazarın, İstanbul hakkındaki şu satırlarına katılmayacak var mıdır acaba:

"Bizzat İstanbul şehri bir yaradır. Burada büyük ülküler ve ilhamlar yok olur. Burası kirli sokaklarda yaşayan sıradan insanların şehridir. Burası entrika, rezalet, hile, korkaklık merkezi, hain erkekler ve namussuz kadınlar şehridir. Burada en küçük meseleler üzerinde en büyük entrikalar döner. Burada büyük bir düşünce, büyük bir seciye, bir hareket, erdem veya devamlı bir çalışma yoktur. Bunlara bir de her etkili faaliyeti imha eden teslimiyeti eklerseniz İstanbul'un zihniyeti meydana çıkar. Fakat bu şehir, buraya gelen insanların kalbine dolanmıştır. Çünkü İstanbul, onu görenlerin ruhunu tahrip etmiştir…"

Bir başka bölümde de Türkler hakkında şu düşüncelere yer veriyor:

"Türkler uzun bir zaman kadınlarını ihmal ettiler. Başarısızlıklarının nedenlerinden biri de budur. Türkler, göçebe zamanına ait bazı âdetlerini halen koruyorlar. Fakat Türkler, defalarca gösterdikleri gibi, yenilgi ve üzüntü dakikalarında harikalar oluştururlar. İslamiyet, Türklerin milli seciyesine yardım etmiştir. Çünkü İslamiyet bir hamlede barbarları bile en yüksek şahikalara ulaştırır. Fakat onları o mevkide tutamaz."

Bütün bunların yanında, elbette ki kültürümüze ve benliğimize kabul edilemeyecek hakaretler de etmiştir Armstrong. Fakat bu kısımları sansürleyerek hiçbir şey elde edemeyiz. Belki bu iddialara ve yorumlara cevap verecek bir akademisyen çıkacak, fakat sansürle onu engelleyeceğiz. Çok çok İngilizce baskıları elde edip, sansürlenen kısımlar tek tek tercüme edilecek. Ne gerek var buna! Biz, kendimizi kontrol edemeyecek bir toplum muyuz? Cleisthenes ile başlayan demokrasi serüveni aslında gerçeği yansıtmıyor mu? Denetim mekanizması olmadan Türkler bir hiçtir demek, sansürle eş değerdir ve bu da Armstrong'un halkımızın adına yazdıklarını doğrular. Yani sansür, amacına ulaşamamış, Armstrong ve onun gibi yüzlercesinin teyidi olmuştur. Karşı çıktığımız husus, yanlış yorumlanabilir ve yorumlanacaktır da. Biz, bilgiye ulaşmak istiyoruz sadece. Ve dedem geliyor aklıma, siyah şerit onun yaşamına engel değildi. Sansür de bir engel değil, çözümü var!

Gürkan Canpolat
........................................................................................................
Sansüre karşı, ülkemizde ve uluslararası alanda örgütlenmeler mevcut olup, bunların ülkemizde en büyüğü Sansüre Karşı Ortak Platform'dur.
Siyah Şerit - Bir Sansür Hikâyesi
27 Mart 2012 | Sayfa: Yazılar
Uğur Mumcu Vakfı Sanat Galerisi kapılarını açtı...
Gazeteciler Cemiyeti üyeleri, verilen yemekte biraraya geldiler.
Türkiye Gazeteciler Federasyonu 14. yaşını kutluyor...
Sedat Simavi Ödülleri, sahiplerini buldu...
Meslekten Haberler




RTÜK Nedir?

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, ülkemizdeki radyo ve televizyon yayınlarını düzenlemek ve denetlemekle görevli, özerk bir kuruluştur. Kurul, denetim sonrası gerekli görülen durumlarda ceza verebilmeye yetkilidir.
Mors Alfabesi

Gazeteciliğin, tarihi seyri içerisindeki en önemli merhale şüphesiz telgrafın icat edilmesidir. Fakat iletişimin hızlı ve doğru bir şekilde yapılması, Mors alfabesinin icadı ile mümkün olabilmiştir.

Devamı İçin Tıklayınız...
Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdırlar.
Mustafa Kemal Atatürk
Gazetecilik Hayalim Logo
Gazete Resmi
Artiz Gazeteciler - Köşe Yazısı

Türkiye çağ atlarken, gazeteciler başka bir şey atlayacak değildi ya. Gazeteciler, toplumda yazdıkları ile bilinir, öyle tanınırlardı. Gittikleri yerde şimdiki gibi hayran kitleleri oluşmazdı etraflarına. Ya şimdi öyle mi?

Devamı İçin Tıklayınız...
Gazetecilik Hayalim Twitter Adresi
Paylaş