Gürkan Canpolat

YÖK Kimi geceler Üsküdar Rakı Masası

14 Kas 2015

Bâzıları

Yazan: Grkn Cnplt ~ Kategori: Edebî

Ne yazacağımı bilmiyorum aslında. İyi bir fikrim ya da parlak yazma yeteneğim falan yok. Ya da en azından şimdilik bu yazamama merasimini sayrılığıma bağlayabilirim. Oysa kafamda eskiden beri var olan bir kurgu vardı elbet. Tolstoy’un Hacı Murat, Server Bedii’nin Cingöz Recai, Aytmatov’un Cemile karakterini falan yazacaktım. Fakat bir süre sonra bunların banalliğine kani getirmiş olacaktım ki yazmaktan vazgeçtim. Bununla birlikte bir şeyler yazma zorunluluğu, beni edebî âlemlere götürmeye çalıştı. Bunu başta güzel bir fikir olarak görmeye başladım. Kütüphanedeki tüm edebî kitapların isimlerine baktım. Onları okuduğum ilk zamanları hatırlamaya çalıştım:

***

bâzı geceler uykusuzluğun ne demek olmadığını en iyi biz bilirdik hem teheccüd vaktinden haberdâr hem de mekanik icâdların eteğine dolanmıştık. benim ne olduğumla kimse ilgilenmiyor ve ilgilenmeyecek diye onu anlatmamdır esas hikâyat. hem kadın hem de şair olabilmenin müphemine erişmiş çok önce. bana söyleseler  inanmazdım hem zaten hiçbir kadına inanmam bu saatten sonra (saat dokuz evlâdım, iğne vakti). şimdi şimdi bencilliğim tutuyor benim de, tekerrür etmem de bundandır. düzensizliği yeğleyip, heybemdeki tüm büyük harfleri atmama vesiledir bu. ama ben şiir sevmem. yeni ve uyduruk kelimelerden de hazzetmem. lügatım çok eskidir. koltuğuma bile sığmayan o lügatı, cep telefonuma yüklemem ben. işin aslı o da değil, biliyorum. ben bilmem öyle yeni kelimeler. yazılışlarına da okunuşlarına da riayet etmem. varsa yanlışım, yaşım yetmemiş der, geçerim. ama o biliyordu işte her şeyi. hem çaresiz de değildi benim gibi. tek isteği isminin doğru okunabilmesi. ya da belki tek isteği bu değildir. hem zaten bana bir bunu demişti bir de çocukluğundan kalan saçma sapan bir anı. sormadım tek isteği bu mudur diye. ama hâmuş ise zaten bir şair ben şairlikten anlamam ama o zaten en güzeli değil midir şairliğin. şimdi başka mevzuua gelmeliyim zira o da çok önemli. herkes hayatını yaşamasına yaşıyor ama kimse birbirine kötü şeyler anlatmak da zorunda değil ama geçmiş diyorum yaşanılan şeydir ve geçmez bu yüzden bunu saklamanın lüzumu niye ama o zaman insanların mutlu olacak günleri olamaz diyorlar ama ben de diyorum ki olmasın kardeşim biz çok mu mutlu vakitler geçiriyoruz sanki. canı tatlı olanlar var hem aşk dedikleri de furyaya kapılmış koca münevverler sürüsü af buyurun edebi ağzıma almasaydım buraya okkalı bir de küfür yazardım ama dediğim gibi bâzı geceler uykusuzluğun ne demek olmadığını en iyi biz bilirdik bundan dolayı gerinmiyor ya da yerinmiyoruz ve bu meseli kapatmak istiyorum.

bir insan hem bir rus yazarı hem de bir fransız yazarı sevemez diyorlar. edebi ekollerin canı cehenneme. bunu da amerikadan öğrendim. bir rus fransada yaşamış olsa ne olacak peki. buna kayıtsız kalmak mümkün değil.

dilini bilmediğim şarkılar dinliyorum nicedir, türkçe dâhil buna. en çok o dinlerdi bir şeyler ve en çok ben rahatsız olurdum dilini bilmediğim bir şeyi dinlemekten. ama küfür edemiyorum ve cuk diye oturuyor bâzı düşünceler beynime. yüzünü de görmüştüm oysa, cennet asa.

bundan başka bir mesel anlatmam lazım ama canım istemiyor. meselâ niye üniversiteyi bıraktığımı falan çığırmak geliyor içimden. ama benim sesim hiç de güzel değil, şiir okurken müstesna. asıl kızdığım o da değil ki, meclise içerlendiğim de çok oluyor. dünyanın en çirkin yerine meclis yapmışlar. antik yunan kardeşlerimiz bunu duysalardı üzülürlerdi. oysa onların üzülecek çok şeyleri var mitolojilerinden mütevellit. kendi yaptıkları her pisliği tanrılara atfetmişler. sonra bu fiiller, onlar için de meşru hale gelmiş tabii. –perseus gardaş, duydun mu tanrı hades, persephoneyi kaçırmış. o kaçırırsa bize de yaraşır. gibi. bütün bunlar geçmişte kaldı ama geçmiyor işte. bâzı geceler uykusuzluğun ne demek olmadığını en iyi biz bilirdik. o gecelerden bugüne ne kaldı  bilmiyorum. ben bâzı bâzı virgüllerimi kaybettim. bazen de hüzün neviden duygulara gark oldum. ama özlediğim de oldu, ‘bu ne zaman oldu’ diye sormayı falan. korkarım en sonunda ne olacağımı yine de kestiremiyorum. bu sefer kütüphanedeki ilmi kitapların isimlerine bakmak iyi bir başlangıç olabilir. ama yine de ben şiirden anlamam. şimdi sona geldik. bütün bu anlamsız yığılmaların hesabını elbette vereceğimi biliyorum. şükür ki bunun vebâlinde yalnız değilim. söylemeden edemeyeceğim: bir fraksiyon ne kadar saçma ise, türk dil kurumundaki amcaların da onlara hizip demeleri bir o kadar saçma. neyse. anlamsızlıklarımı bulaştırmak istemiyorum. belki beni silmek zorunda kalışının nedenlerini böylece daha kolay bulabilirim. belki de bulamam. bundan size ne. aslında hiçbir şey anlatmamaya o kadar yemin etmiştim ki kendimce ama o bile yalan oldu. çünkü bâzı geceler uykusuzluğun ne demek olmadığını en iyi biz bilirdik.

yaşamımda var olan bu hüzünlü sayfalar hem beni hem de etkileşim içerisinde bulunduğum insanları üzdüğü sürece hiçbir güzelliği hak etmeyeceğimi biliyordum, ve bunun vebâli de ayrı bir sigara…

Kimi geceler

Arkadaş Tavsiyesi

“Radikal kararlar alman gerek,” dedi bir arkadaşım. Sen benim hayatımın en radikal eylemcisiydin. Oysa ben eylem falan bilmem. Devrimcilikten emekliliğim çok oldu benim…

Bâzı geceler uykusuzluğun ne demek olmadığını en iyi biz bilirdik.

YÖK Kimi geceler Üsküdar Rakı Masası

04 Eki 2015

Sultan’ın Kavuğu

Yazan: Grkn Cnplt ~ Kategori: Hikâye

Târih fakültesini son sınıfta terk etmek gafletini herkes yapmıyor bu sıralar. Ben yaptım. Tüm bunlara sebep olan ise Sultan’ın kavuğuydu. Kulağa garip geliyor, biliyorum. Bu nedenle kendimde bir pişmanlık da görmüyor, aksine bu durumun özgeçmişime bir hava kattığına inanıyorum.

Bir hocam anlatmıştı. Körlerin topallarla birlikte gezdiği bir zaman, bir ülkede bir Sultan varmış. Sultan’ın ağzından çıkan her şey kanun, eline aldığı her şey altın nimetindeymiş. Bu durum on yıl kadar sürmüş. Hükümranlık safahatı, Sultan’ın kavuğunu kaybetmesiyle son bulmuş. İşte o sıra, Sultan yine bir ferman buyurarak, kavuğunu bulan ile evlenmeyi vaat etmiş. Bilirsiniz, eski taassuplar gereği toplumda hâtunların erki de yüksektedir. Sultan da bir hâtun. Hem de ne hâtun.

O dönemleri yazan İbn-i Cevâhir, Sultan’ı tasvir ederken bir tavus kuşu imgesini kullanır. “O” der, “bir tavus kuşunun bin bir renkteki tüylerinden sâdece biri olabilirdi, ama Tanrı hepsi olmasını istemişti.”

Gözlerinin rengi tahmin ki elâya benzer. Kimi zaman güneş ile doğar, kimi zaman ay ile batarmış. Sürmelerini gözüne çeker, tahtına otururken de vâkurla emredermiş. Erkekler için emrettiği Hun traşını, kendisi için de elzem koşmuş. Sâdece ensesine kadar inen saçları, rüzgârda kanatlanan uzun etekleri, tatlı sesiyle hoş bir sâdâ bırakmasını iyi bilirmiş. Hatta işi ileriye götürüp, sarayında bir musikî heyeti bile kurmuş. Bu heyetin başına zamanın meşhur üstâdı tanburî Fizânî Efendi’yi geçirmiş, kendisi de ondan bizzat ders almış.

Sultan’ın sözleri kanun demiştik ya, umûmî efkâr da onun bir dediğini iki etmez, hepsi aralarında sözleşmişçesine onu severmiş. Hâtunluğundan gelen hâşinliği ise kimi zaman onu ordunun başına geçirir, Sir-i Derya dolaylarına kadar at sırtında kılıç şakırdatırmış. Câni değilmiş, ama her zaman da uysal… Yazının devamını okumak için tıklayınız »

YÖK Kimi geceler Üsküdar Rakı Masası

02 Eki 2015

Abuk Sabuk

Yazan: Grkn Cnplt ~ Kategori: Hikâye

Hayatımda çok nâdir günler vardır ki onları unutamam. Unutamama merâsimi yıllarca sürer. Bu durumun tafsilatını araştırmaya koyuldum ve ortaya iç açıcı sonuçlar çıktı:

Orta beynimizde yer alıp adına hipokamp denilen merkez, yaşantımızla ilgili hatırlamaya değer olayları bir üst makam olan kortekse arz eder, korteks de hatırlanmaya değer şeyleri zihnimize kaydedermiş. Bittabî her olayın kaydedilme ihtimali yok. Bu husus şartlara bağlanmış. Temel koşut; duyguların aktif şekilde hareket hâlinde olması ve heyecan unsurunu barındırması. Misâl odur ki, dün akşam ne yediğiniz bile pek hatırlanmaz. Ancak hayatınızda ilk ve tek defa ıstakoz yediyseniz, bunu mıh gibi hatırlamanız gerekir. İlk sevişme ânı, mezuniyetiniz, işten kovulduğunuz gün de buna dâhildir.

Ama ben bunlara inanmıyorum. İnansaydım zenciyle tanıştığım gün duygularımın donukluğundan dem vurmazdım. Hafızamın o günün dehlizlerde kaybolmasına yüreği el vermemiş olsa gerek. Başka bir açıklaması yok. Yazının devamını okumak için tıklayınız »

YÖK Kimi geceler Üsküdar Rakı Masası

28 Eyl 2015

Müphem

Yazan: Grkn Cnplt ~ Kategori: Hikâye

Hem sicim gibi yağan yağmurdan kurtulmak hem de Kemâl’i beklemek için sığınmıştım kahveye. Tam ortaya soba kurulmuş, o gürül gürül yanarken etrafında da birkaç ihtiyar el uzatıp muhabbet ediyorlardı. İçeri girer girmez gözlüklerim yeni kaynamış çaydanlık gibi buhar buhar olmuştu. Etrafı tam seçemezken bir el omzuma dokunarak beni kendine çekti. Gözlüklerimi çıkartıp adamın yüzüne dik dik bakıyorken farkettim Mübârek âbi olduğunu.

-Vay kereste ne haber ulan? diyerek beni ne kadar özlediğini hemen açığa vurmuştu.

Sarıldık, Kemâl’i beklediğimi söyledim. Saatine baktı, yarıma yaklaşmıştı:

-Kahveyi kapatalım artık, haydin ahali dışarı!

Tek lüksleri ikindiden sonra kahveye gelip, gece yarısına doğru evlerine gitmek olan yaşlılar görünce gaipten Ürpertiler sezdim. Bunlar gibi olacağıma çeker vururum kendimi diye düşünmeden de kendimi geri koymadım. Yazının devamını okumak için tıklayınız »

YÖK Kimi geceler Üsküdar Rakı Masası

27 Eyl 2015

Tarih ve Onun Metodolojisi

Yazan: Grkn Cnplt ~ Kategori: Târih|Kitap

Bilimler, hiç şüphesiz insanın çehresini iyiye yönelten sistemlerdir. Bu bakımdan da bilimin insanı aldatması oldukça zordur. Kimyanın saadeti, günümüzde ilaç sektörünü büyütmüş; fiziğin varlığı, yaşamı hızlandırmış; matematik, kusursuz mühendisliği inşaa etmiş; tıp, acıları dindirmede fayda sağlamış ve coğrafya, kesintisiz yolculukları bize bahşetmiştir. Bu bakımdan bilimler, ileriye dönük çalışma sahaları olarak muhkem yerlerini korumaktadırlar. Oysa bir bilim olarak kabul etmemiz hâlinde tarih, diğerlerinin aksine geriye dönük bir zemine ulaşmayı çabalar, ve bu çabasında da çoğu zaman tarihçinin insafına kalmış bir gerçeklik tortusunu bizlere sunar. O hâlde tarih, vicdânla başlar…

Tarihin münzevî bir karakteri oluşu, tâbiatı ile birlikte onu diğer bilimlerle iç içe geçirmeyi de zorunlu kılmıştır. Ancak bu münzevîlik, girizgâhını ayarlamaya çalıştığımız vicdân mes’elesi ile münasebet kurmaktadır. Düşüncelerimizin kırıntılarını parça parça dağıtmak gereği de bundandır.

Bilinmelidir ki tarihçilik de, vebâl altındaki mesleklerden biridir. Tarihçinin kaleminden çıkan her satır, hülyâsı ve dimağı oldukça geniş çocuk beyinlerine yerleşip mıhlanabildiği gibi, altmışlık bir çınarın zihnini de kemirip durabilir. Dolayısıyla dürüstlük meziyetinin çalıştırılması, tarihçilik safahatının ilk merhâlesidir.  İnsan biyoniğinin hâli hazırdaki donanımlarından olan milliyetçilik, din ve muhtelif diğer ideoloji kisveleri de dürüstlüğün ve riyâkarlığın kesişme noktası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hâlde tarihçinin insanî vasfı, kimi zaman ortanın solu ya da sağı gibi meyillere tevessül edebilmektedir. İyimser olmayan bir tavırla da; çokça…

tarih-nasil-yazilirOrtak bir biyoloji, kimya, matematik ya da fizik tanımı olduğu hâlde bırakalım tarihin şerhini, onun bir bilim olup olmadığı bile tartışılır vaziyettedir.[1] Tüm bunlar tarihçiliğin usûl yönünden kompleks bir yapıda olduğu sorunundan çok, ortak bir terminolojiyi bile haiz olamamanın sebepleri arasındadır. Bu nedenledir ki yerli, daha çok da Batılı müverrihlerin yazdıkları usûl veya metodoloji kitapları zebil gibidir. Bu tür çalışmaların yararlılığı önemli bir soru olsa da, çokluğu esas mes’eleyi teşkil etmektedir. Bu husus hakkında bizden çok önceleri de tafsilatlı tartışmalar yapıldığı göz önüne alındığında, sâdece tek ve yüz yıllık bir çalışmayı zikretmeyi yararlı bulmaktayız. Sorbonne Üniversitesi talebeleri için 1898 yılında Fransız tarihçiler Charles Victor Langlois ile Charles Seignobos’un yayınladığı Tarih Tetkiklerine Giriş[2], tarih metodolojisi[3] üzerine yazılmış kitapların daha o dönemde çokluğundan yakınmakta ve mütehassısların bu nevî kitaplara itibâr etmediği de yazarlarca bildirilmektedir.

Yazının devamını okumak için tıklayınız »

Kısa Kısa


Kitap Okumaları

  • Ateş Etmek
    ~ Alfred W. Crosby - Başlangıç: 22.03.2016
  • Tarih Gezintileri
    ~ Zeki Arıkan - Başlangıç: 20.03.2016
  • Bir Haçlının Hatırıları
    ~ Jean de Joinville - Başlangıç: 16.03.2016
---
Okunan Kitaplar

Müze Önerisi


Küçükyalı ArkeoPark

Telefon: 0216 388 83 18
Açık Olduğu Günler: Hafta İçi 10.00-18.00

Twitter

Nisan 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
Top