Hatırda Kalanlar

19 Aralık 2011 | Kategori: Tarih

İnsanlar öldükten sonra, hatırlanılması gerektiği gibi anılırlar. Zalim bir diktatör halkına gösterdiği zulüm ile, hümanist ve vatansever bir devlet başkanı da hayır ile anılır. Irgat Osman yaptığı hizmetlerle iyiyse iyi olarak, Manav Fatih katmışsa mizana azıcık da olsa fazla, çirkeflik ile anılır. Ne duyulur diye korkulur kötü sözü söylerken, ne övülür diye gerinilir iyi sözden sonra… Devletler de, geçmiş zamanda nasıllarsa öyle anılmaya mahkumdurlar.

Orta Çağ’da Hıristiyanlığı kullanarak deforme edilen karanlık bir Avrupa görülürken, o zihniyetten tamamen bağımsız, doğuda yeni medeniyetin ilk temelleri atılmıştı. Adı İslamiyet olan bu medeniyet, herhangi bir bedevinin haiz olduğu çöl kültüründen, erişilmesi imkansız olarak görülen bir medeniyete doğru hızla ilerlemeye başlamıştır. Coğrafi şartların gerekliliğine göre önce kuzeye doğru yayılan İslamiyet, burada kültürden medeniyete geçişin ilk adımlarını atmıştır. Bu kısım elbette ki maddi yapıların çoğunluk olduğu meziyetlerdir. Fakat İslam Medeniyeti’ni oluşturan temel unsurlar, çöl hayatındayken zaten belirlenmişti. Devlet yönetiminin ve devlet başkanının nasıl olması hususları bir yana, bireylerin birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğine dair kurallar da getiren bu medeniyet, büyüdükçe diğer kültürlerden meziyetleri yararlı ve İslam’a uygun olanları bünyesine katmıştır. Bu neticede Süleymaniye ve Selimiye gibi eserler meydana getirmiştir. İbn Sina, el-Biruni, İbn Rüşd, el-Gazzali gibi isimler yetiştirmiş olan bu medeniyet, adalet kavramını da devlet tekelinden şahıs bünyesine aktararak, sosyal hayatı eşitlemeye çalışmıştır. Kısacası birçok yönden mükemmele doğru yönelen bu medeniyet, başladığı günden bu yana bütün medeniyetlere gıpta ettirecek düzeyde varlığını devam ettirmektedir.

İlk zamanlar Arapların hamiliğini üstlendiği İslam, onlardan sonra da her zaman güçlü bir koruyucu bulmuştur. Müslüman olan Türkler, milli beceri ve kültürleri ile medeniyete yeni özellikler katmış ve İslam Medeniyeti’ni mükemmelleştirme adımlarında en büyük rolü oynamıştır. Orta Çağ’ın sonlarına bakıldığında İslam Medeniyeti, dünyanın dört bir yanına ismini duyurmuş, akranlarından çok öte bir dünyevi yaşam tesis etmiştir. Bütün bunları İslam’ın doğru kurallar ve kısıtlamalarıyla yapmış, matematik, geometri, tıp gibi bilim dalları ile de tüm bunları pekiştirmiştir.

Devletler de, geçmiş zamanda nasıllarsa öyle anılmaya mahkumdurlar. Tarihten geriye kalanlara baktığımız zaman, Bayezid Külliyesi Darüşşifası içinde yer alan musiki ve su ile akıl hastalarını tedavi etmeyi bir medeniyet; aynı hastalıktan muzdarip Avrupa insanlarının dehşetvari öldürülmesini vahşet olarak nitelendiririz. Orta Avrupa’nın Osmanlı hakimiyetindeyken halini düşününüz, bir de şimdiki karışıkların hakim olduğu durumu… Kilisenin erki karşısında, her düşüncesiyle hür bir toplum görürüz. İşte, hatırda kalanların bir kısmı  bunlardan ibarettir…

Bkz:

Ziya Kazıcı, İslam Medeniyeti, Köprü Dergisi

Halil Bayraktar – İslam Medeniyeti’nin: Bilim ve Teknolojiye Katkıları

Buyur Sen De Konuş